DİABETES MELLİTUS (ŞEKER HASTALIĞI)


Diabetes Mellitus'a, çoğunlukla kullanıldığı şekliyle diyabet'e ait ilk bilgilere, M.Ö. 1500 yıllarında Mısır'daki Ebers papirüslerinde rastlanmış olup, bol su içme ve aşırı idrarla tasvir edilmiştir.
Diyabet (akıcı,akan) adını ise ilk kez, Kapadokyalı hekim Aretheaus, hastalarının sık idrar yapmaları nedeniyle kullanmıştır. Yüzyıllar boyunca, diyabetlilerin idrarının tatlı olarak bilinmesine rağmen, ancak 1674 yılında Willis, Mellitus (bal gibi tatlı) adını ekleyerek, hastalığa, Diyabetes Mellitus adını vermiştir.

Dünyada 150 milyon kişi diyabetlidir ve 2025 yılında bu rakamın 250 milyon kişiye ulaşılacağı düşünülmektedir. Ülkemizde ise diyabetin görülme sıklığı %7.2 , bozulmuş glukoz toleransı sıklığı ise %6.7'dir. Diyabet, yapılan çalışmalar sonrasında, kırsal kesime göre kentlerde, cinsiyet olarak ise erkeklerden biraz daha fazla kadınlarda gözlenmektedir. Bu sonuçlar, çevresel koşulların önemini, kent yaşamının hareketsiz, stabil düzeni ile beslenme alışkanlıklarının etkisini göstermektedir.

TANIMI

Vücudumuz, fonksiyonlarını sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaç duyar. Bu enerji, aldığımız gıdalardaki karbonhidratların, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şeker) parçalanması ile sağlanır. Glukoz sindirim sisteminden kan dolaşımına geçerek, kanda belli düzeye kadar yükselir. Yükselen kan şekeri, midemizin hemen arkasında bulunan pankreastan insülin salınımını başlatır. İnsülinin görevi, glukozun hücre içine girebilmesi için gerekli olan kapıyı açmaktır. Glukoz hücre içine girer ve hücreler bu enerji ile fonksiyonlarını sürdürürler. Böylelikle, bir yandan hücreler enerjiye kavuşurken, diğer yandan kan dolaşımındaki şeker düzeyi normal sınırlara düşer. Bu anlatılan sistem, vücudumuzun normal çalışma şeklidir. Eğer, bu sistem işlemezse, şeker hastalığı gelişir.

Net bir tanım yapmak gerekirse, şeker hastalığı, pankreastan yeterince insülin hormonunu salgılanamayışı yada salgılanan insülinin yeterli derecede kullanılamamasından kaynaklanan bir hastalıktır.

Diyabet gelişimi, Preklinik dönem ve Klinik dönem olmak üzere iki dönemde oluşur. Preklinik dönem, diyabet belirtilerinin ortaya çıkmadığı bir süreç olup, aslında uzun bir süredir ve genetik zemin ve çevresel faktörlerin etkili olduğu dönemdir. Klinik dönem ise diyabet belirtilerinin ortaya çıktığı ve sonraki dönemdir. Preklinik dönemde, immünolojik ve glukoz yükleme testleri ile hastalar yakalanabilirse, beslenme düzeninde ve egzersiz alışkanlıklarında yapılacak değişikliklerle, diyabetin gelişimi ötelenebilir.

DİYABET TİPLERİ

TİP 1 DİYABET

Tüm diyabetlilerin % 10 kadarı Tip 1 diyabetlidir. Tip 1 diyabet genellikle çocuklarda ve gençlerde görülmesine rağmen, günümüzde yapılan çalışmalar her yaşta başlayabileceğini göstermiştir.

Tip 1 diyabetlilerde insülin salınımı çok az yada yoktur. Çünkü, insülin salgılayan pankreas bezinin beta adacık hücrelerinde bozukluk vardır. Adacık hücrelerinin bozulmasının bir çok nedeni olmasına rağmen, başlıca neden vücudun kendini savunma sisteminde gelişen ve vücuttaki insülin yapan hücrelerin tahribiyle sonuçlanan bir sorundur. Tip 1 diyabetli bireyler, genelikle zayıf yada normal kiloludur. Hastalığın başlangıcı, iki şekilde olabilir. Birincisi, diyabet belirtilerinin yavaş geliştiği, hastalığın kontrolünün daha kolay olduğu Slowly Progresif Tip 1 Diyabet (Yavaş Gelişen Tip 1 Diyabet), ikincisinde ise kısa zaman içinde hızlı kilo kaybı ve diyabet belirtilerinin (aşırı susama, idrara sık çıkma vb.) hızla ortaya çıktığı, hatta bazen diyabet koması ile başlayan klasik formdur.

TİP 2 DİYABET

Toplumda en sık görülen diyabet formudur, diyabetli kişilerin % 90'nı bu tiptir. Genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkar. Diyabet belirtileri, başlangıçta, çoğu zaman hafif olduğundan yıllarca fark edilmeyebilir. Asıl sorun insülinin etkisizliğidir. Hastaların % 80'i kiloludur. Obezite ve sedanter yaşam en önemli nedendir. Özellikle yağ dokusunda, insülinin kullanımına karşı direnç vardır, insülin etkisiz kalır. Diğer bir nedeni ise, insülinin salgılanma bozukluğudur.

Hastalığın ilk yıllarda belirtileri az olduğu için, günümüzde her üç diyabetliden biri diyabetli olduğunu bilmemektedir !

GESTASYONEL DİYABET ( GEBELİK DİYABETİ )

İlk defa gebelik sırasında saptanmış kan şekeri yüksekliğidir. Görülme oranı % 2-4 arasındadır.
Her gebeye, gebeliğin 24-28. haftaları arasında 50 gr. glukoz ile rutin tarama testi yapılmakta olup, patolojik sonuç çıkan hastalarda, 100 gr. yükleme testi uygulanması önerilmektedir.
Genellikle ileri yaş gebeliklerde gözlenir. Diyabet doğumdan hemen sonra çoğunlukla ortadan kaybolur. Ancak, ilerleyen yaş dönemlerinde, özellikle kilo artışı da varsa tip 2 diyabet görülme riski taşımaktadırlar. Gebeliği sırasında, gebelik diyabeti tanısı alan gebeler, doğum sonrası 6. haftada OGTT testini tekrarlamalıdırlar.

DİYABET BELİRTİLERİ

Şeker hastalığında, kan şekeri yüksek seyrettiğinde, bir takım belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtiler arasında ;

•  Çok su içme
•  Çok idrara çıkma
•  İştah fazlalığı
•  Halsizlik, yorgunluk
•  Kuru ve kaşıntılı cilt
•  Görme bozuklukları
•  Cinsel sorunlar
•  Kilo düzensizlikleri
•  İnfeksiyonlara eğilim
•  Ayaklarda, ellerde uyuşukluk, his kusurları

 

KİMLER ŞEKER HASTALIĞI İÇIN RISK TAŞIMAKTADIR ?

•  Ailesinde Şeker hastası,
    Yüksek tansiyonlu,
    Şişman,
    Kalp hastası,
    Kan yağları yüksek bireyler bulunan kişiler
•  Kilolu olanlar (Beden kitle indeksinin ³ 27 kg/m2 olması)
•  Çok acıkan, açlığa tahammül edemeyenler
•  Tansiyonu yüksek olanlar (>140/90 mm Hg ),
•  Kolesterol (>200 mg/dl), HDL kolesterol (?35 mg/dL), Trigliserid (>250 mg/dl)      değerleri bulunan bireyler
•  4 kilonun üzerinde çocuk doğuran kadınlar
•  Polikistik Over Sendromu bulunanlar
•  Daha önce yapılan testlerde bozulmuş glukoz toleransı veya bozulmuş açlık         şekeri bulunanlar
•  Vasküler hastalık öyküsü bulunanlar
•  İleri yaşta olanlar
•  Sedanter yaşam sürenler
•  Alkol ve sigara kullanımı olanlar

Risk faktörü taşıyan bireyler, diyabet açısından değerlendirilmelidirler.

EVDE KAN ŞEKERİ ÖLÇÜMÜ

Şeker hastalığı, yediğimiz gıdalar, hareket düzeyimizi gibi nedenlerle çok dinamik seyreder. Bu dinamik düzen içinde kan şekerinizin nasıl dalgalandığını görmek, hem kendi durumumuzu daha iyi kavramamızı sağlar hem de doktorumuzun sizin için önereceği tedavi planını daha iyi organize etmesini sağlar. Dünyanın neresinde olursanız olun, hangi klinikte, hangi diyabet ekibi tarafından takip ediliyor olursanız olun, lütfen, size önerilen şekilde evde kan şekeri ölçümünüzü düzenli yaparak, kontrollerinize gidin. Sonuçta, daha iyi glisemik kontrol sağlanarak, kısa ve uzun vadeli komplikasyonlardan uzak, yüksek yaşam kalitesine ulaşabilirsiniz.

Diyabetli hastalar açlık kan şekeri ile birlikte mutlaka tokluk kan şekeri (2.saat glukoz) ölçümü de yapmalıdırlar. Kan şekeri takibi en az haftada bir kez üç ana öğün açlık ve tokluk ölçümleri ve gerekirse gece uykuda (04:00) ölçümü kapsamalıdır.




Bu sayfa, hastalarımızı genel tıp alanında bilgilendirmek amacı ile hazırlanmıştır. Tıbbi tavsiye niteliğinde değildir, özel sorularınız ve tedaviye yönelik uygulamalar için mutlaka doktorunuza danışmalısınız.


 
         

Copyright © 2004 Med Amerikan Polikliniği.